happiness makes up in height for what it lacks in length - robert frost..
en kısa andır mucize.. buko....
çevirisi çok kötüydü benjamin, okuyamadım seni, beni affet..
yeni bir etek aldım.. yeni bir kitap aldım.. yeni planlar yaptım..
fikir uçuşması psikiyatrik bir belirtidir..
bir tane yapımcı da yaşar kemal in kitaplarından birini dizi yapsa ya.. bir tek bölüm kaçırırsam şerefsizim..
31 Mayıs 2010 Pazartesi
27 Nisan 2010 Salı
mayıs sıkıntısı

ms office, SPSS uzmanı olmak, yine de o belalı tabloyu yapamamak.. her gece rüyanda danışmanını görmek, saatin çalmadan uyanmak.. bloguna iki satır yazı yazamamak.. dışarı çıkarsan vicdan azabından ölmek.. tez nasıl gidiyor diye soranları terslemek.. bütün sülaleye tezinle dert olmak.. zira yarısı ne iş yaptığımı anlayabilmiş değil.. yaza yaza bitiremiyormuşum bir türlü.. aaaaaarrrgggh >:(
bu arada günlük hayatın zorlukları var.. en sevdiğim kalem bütün boyasını notlarıma bırakıveriyor... temizlik personeli masamın, çiçeklerimin ve dosyalarımın kaderine karar veriyor, her sabah bir sürpriz.. kocaman notlar asıyorum psikopatlar gibi: LÜTFEN EKRANIMI SİLMEYİN.... ertesi hafta ekliyorum altına: LÜTFEN KAĞIT HAVLU İLE DE SİLMEYİN.. vs diye.. işe yaramıyor... işe yeni başlayan temizlik personeli duygularını saklayamıyor: "ben de sizi çok sinirli biri sandım" meali: kim bu ruh hastası dedim, normal biriymişsin madem, bildiğimi okurum..
1 mayıs operasyon günü.. 3 mayıs drenler alınacak, 7 mayıs dikişler.. 10 mayıs kongreye son poster gönderi tarihi, 15 mayıs okul gezisi, 25 inde tez teslim, 26-29 kongre, 29-30 sınav gözetmenliği..
izlemeyenler izlesin, güzel filmdir mayıs sıkıntısı..
6 Nisan 2010 Salı
Semmelweis Refleksi
İnsanların bir bilgiyi otomatik olarak (refleks olarak) hiçbir düşünce, tecrübe veya gözleme tabi tutmadan reddetmelerine Semmelweis Refleksi (Semmelweis Reflex) adı veriliyor. (Bu tanım yazar Robert Anton Wilson tarafından yapılmıştır).
Semmelweis, insanlık uğruna şarlatanlık suçlamalarıyla karşı karşıya kaldı, görevine son verildi, meslekdaşlarının alay konusu oldu, aşağılandı, ve insanlıktan tamamıyla umudunu kesmiş olarak bir akıl hastanesinde hayata veda etti.
“Hijyen İstedi, Meslekten Men Edildi”
Dr. Phillippe Ignace Semmelweis, yaklaşık 150 yıl önce, çalıştığı hastanede, ebelerin yaptırdığı doğumlarda anne ölümlerinin, doktor veya tıp öğrencileri tarafından gerçekleştirilenlere göre çok düşük olduğunu fark etti. Bunun nedenini doktorların otopsi sonrası ellerini yıkamadan doğrudan doğumlara girmesine bağlayan Semmelweis, kliniğinde sıkı bir el yıkama uygulaması başlattı.
Anne ölüm oranını, 3 haftada yüzde 22’den yüzde 3’e düşürmeyi başaran Semmelweis’in el yıkama önerisini hekimlik için onur kırıcı bulan Viyana Tabip Odası, onu meslekten men etti. Semmelweis, yoksulluk içinde bir akıl hastanesinde yaşamını yitirdi.
Macar Ignaz Philipp Semmelweis (1818-1865), Budinde doğdu. Alman asıllı mütevazı gelir düzeyindeki bir ailenin beşinci çocuğuydu. Babasının kendisini bir avukat olarak görme isteğine karşın tıp bilimine meraklıydı ve Viyana Tıp Fakültesinde tıp öğrenimini tamamlayarak kadın doğum uzmanı oldu. O devirde kadın ve çocuk sağlığıyla haşır neşir olmak pek fazla tercih edilmeyen bir meslekti.
Tıp tarihi 1847 yılında doğumda el hijyeninin önemini vurgulayan ve yöntem olarak yerleştiren Semmelweis ı tıpta el hijyenini vurgulayan ilk kişi olarak anmaktadır.
Semmelweis henüz 28 yaşında genç bir asistan iken bu açıklamaları yapmıştı. Ancak bu sıralarda, Macaristanın 1849daki Avusturyalılara yönelik başarısız devrim girişimi, Viyanalı doktorların Macar meslekdaşlarına karşı yersiz bir milliyetçilik duygusu beslemelerine yol açmıştı. Semmelweis kutlama beklerken, aşağılanma bulmuştu. Hastane yönetimi tarafından sözleşmesi sona erdirildiği gibi, başlattığı el yıkama uygulamasından da vazgeçiliyordu.
Ancak bunu izleyen dönem Semmelweis için tam bir karabasan halinde geçti. Bir yandan döneminin geçerli tıbbi paradigmasına karşı çıkışı, ama öte yandan da bu karşı çıkışının gerekçelerini açıklayamıyor oluşu, Onu katlanılması güç bir duruma sürüklemişti. Viyanadan ayrılıp Budapeşteye döndü ve kendini hemen tümüyle dirençle karşılaşan kuramını bir kitap halinde yazmaya verdi. Loğusa Hummasının Nedenleri ve Önlenmesi başlıklı kitabı 1861 de yayınlandı, ama ikna edici bulunmadı. Artık öteki meslekdaşlarının "Nerede hani, senin o mini yaratıkların ?" biçiminde alaylarına maruz kalıyordu. Bir süre sonra bu durumun çığırından çıktığı ve Semmelweisin ruh sağlığının da giderek bozulduğu, Viyanaya geldiği bir dönemde arkadaşları tarafından akıl hastanesine yatırıldığı bilinmektedir. Ancak kendi ölümünün de loğusa humması olan bir hastasıyla çalışırken yaralanması sonrasında, açıklanması için savaştığı bu hastalık nedeniyle kaldırıldığı akıl hastanesinde meydana gelmesi tuhaf bir rastlantı kabul edilir.
Daha sonraları, önce İngilterede Listerin, hemen ardından Fransada Pastörün zafer kazanan antisepsi ilkesine yönelik açıklamalarıyla haklılığı anlaşılacaktı.
Evet, 1865te ölen Semmelweis yenik düşmüştü, teorisini kanıtlayamamıştı ama kazanan onun hastaları olan yoksul anne adayları olmuştu.
Semmelweis, insanlık uğruna şarlatanlık suçlamalarıyla karşı karşıya kaldı, görevine son verildi, meslekdaşlarının alay konusu oldu, aşağılandı, ve insanlıktan tamamıyla umudunu kesmiş olarak bir akıl hastanesinde hayata veda etti.
“Hijyen İstedi, Meslekten Men Edildi”
Dr. Phillippe Ignace Semmelweis, yaklaşık 150 yıl önce, çalıştığı hastanede, ebelerin yaptırdığı doğumlarda anne ölümlerinin, doktor veya tıp öğrencileri tarafından gerçekleştirilenlere göre çok düşük olduğunu fark etti. Bunun nedenini doktorların otopsi sonrası ellerini yıkamadan doğrudan doğumlara girmesine bağlayan Semmelweis, kliniğinde sıkı bir el yıkama uygulaması başlattı.
Anne ölüm oranını, 3 haftada yüzde 22’den yüzde 3’e düşürmeyi başaran Semmelweis’in el yıkama önerisini hekimlik için onur kırıcı bulan Viyana Tabip Odası, onu meslekten men etti. Semmelweis, yoksulluk içinde bir akıl hastanesinde yaşamını yitirdi.
Macar Ignaz Philipp Semmelweis (1818-1865), Budinde doğdu. Alman asıllı mütevazı gelir düzeyindeki bir ailenin beşinci çocuğuydu. Babasının kendisini bir avukat olarak görme isteğine karşın tıp bilimine meraklıydı ve Viyana Tıp Fakültesinde tıp öğrenimini tamamlayarak kadın doğum uzmanı oldu. O devirde kadın ve çocuk sağlığıyla haşır neşir olmak pek fazla tercih edilmeyen bir meslekti.
Tıp tarihi 1847 yılında doğumda el hijyeninin önemini vurgulayan ve yöntem olarak yerleştiren Semmelweis ı tıpta el hijyenini vurgulayan ilk kişi olarak anmaktadır.
Semmelweis henüz 28 yaşında genç bir asistan iken bu açıklamaları yapmıştı. Ancak bu sıralarda, Macaristanın 1849daki Avusturyalılara yönelik başarısız devrim girişimi, Viyanalı doktorların Macar meslekdaşlarına karşı yersiz bir milliyetçilik duygusu beslemelerine yol açmıştı. Semmelweis kutlama beklerken, aşağılanma bulmuştu. Hastane yönetimi tarafından sözleşmesi sona erdirildiği gibi, başlattığı el yıkama uygulamasından da vazgeçiliyordu.
Ancak bunu izleyen dönem Semmelweis için tam bir karabasan halinde geçti. Bir yandan döneminin geçerli tıbbi paradigmasına karşı çıkışı, ama öte yandan da bu karşı çıkışının gerekçelerini açıklayamıyor oluşu, Onu katlanılması güç bir duruma sürüklemişti. Viyanadan ayrılıp Budapeşteye döndü ve kendini hemen tümüyle dirençle karşılaşan kuramını bir kitap halinde yazmaya verdi. Loğusa Hummasının Nedenleri ve Önlenmesi başlıklı kitabı 1861 de yayınlandı, ama ikna edici bulunmadı. Artık öteki meslekdaşlarının "Nerede hani, senin o mini yaratıkların ?" biçiminde alaylarına maruz kalıyordu. Bir süre sonra bu durumun çığırından çıktığı ve Semmelweisin ruh sağlığının da giderek bozulduğu, Viyanaya geldiği bir dönemde arkadaşları tarafından akıl hastanesine yatırıldığı bilinmektedir. Ancak kendi ölümünün de loğusa humması olan bir hastasıyla çalışırken yaralanması sonrasında, açıklanması için savaştığı bu hastalık nedeniyle kaldırıldığı akıl hastanesinde meydana gelmesi tuhaf bir rastlantı kabul edilir.
Daha sonraları, önce İngilterede Listerin, hemen ardından Fransada Pastörün zafer kazanan antisepsi ilkesine yönelik açıklamalarıyla haklılığı anlaşılacaktı.
Evet, 1865te ölen Semmelweis yenik düşmüştü, teorisini kanıtlayamamıştı ama kazanan onun hastaları olan yoksul anne adayları olmuştu.
26 Mart 2010 Cuma
iç huzurumu kaybettim, tehlikeliyim..
akşam kitabım bitti, kitaplıktan buko göz kırpınca attım çantama.. gene mi buko okuyosun diye sorarlarsa: 'iki kitap arası buko'yu tekrar okurum ki kendime geleyim derim dedim.. kimse sormadı.. kimse sormuyor ama ben nedense hep önceden cevaplar hazırlıyorum.. mesela neden beşiktaştan geliyorsun deseler, metrobüse küfrederim diyorum, kimse sormuyor.. sevgili derse niye lacivertin üstüne siyah giyiniyorsun diye, şunu derim diyorum.. ama sormuyor.. epeyce zamanımı alıyor muhtemel sorulara hazırladığım cevaplar.. ama genelde kimse sormuyor..
buko, sabah sabah güldürdü gene beni:
buraya ilk taşındığımızda
komşular çok sıcak davrandı
yan komşum yaşlı bir çift,...
yapabileceğimiz bir şey varsa...evdeyiz ..dedi
batı tarafında oturan genç çift suskundu
biz mesafeli dururuz dedi adam
en iyisi dedim
haftalar.... sonra bir gece
kadınımla
kapıştık.
kendimi çırılçıplak ve
tamamen aptallaşmış
onu bahçede kovalarken buldum
arkasından taş atıp
deli gibi, ALLAHIN CEZASI
PİS OROSPU! diye bağırıyordum falan..
şimdi yandaki yaşlı çift
benimle çok az konuşuyor,
adam tersçe, kadın hiç.
ama batı tarafındaki genç çift
daha samimi davranmaya başladı....
.....
buko yaa, seviyorum seni.. bu kitabı alırken kitapçı bana "hayret, kadınlar bukowski sevmez hiç" demişti.. ben senin bildiğin kadınlardan değilim diyip kapıyı çarpıp çıkmadım tabi :) severim dedim kibarca.. ne sıkıcı :))
kızdığınız zaman otobüste falan, insanlara ne yaptığını sorun sertçe. çok etkili.. "NAPIYOSUN?" diye epey sert çıkışınca uyanıyorlar bir, düşünüyorlar önce "ne yapıyorum hakkaten" diye.. sonrası karakter meselesi, ya üste çıkar ya susup uzaklaşır..
otobüste önümde dikilen kadının sırtında beyaz ip var minik, almamak için zor tutuyorum.. deli bir istek o ipi almak için.. dikkatimi çoraplara yöneltiyorum, ne feci o desenli parizyenler.. öff.. arkadaşımın tavsiye ettiği durakta iniyorum tekrar otobüse ama yanlış otobüse binip okula uzaktan el sallayarak üç durak öteden dona küfrede yürüyorum.. bu ne soğuk be..o hışımla kantinde iki tost bir çikolata yiyorum..
buko, sabah sabah güldürdü gene beni:
buraya ilk taşındığımızda
komşular çok sıcak davrandı
yan komşum yaşlı bir çift,...
yapabileceğimiz bir şey varsa...evdeyiz ..dedi
batı tarafında oturan genç çift suskundu
biz mesafeli dururuz dedi adam
en iyisi dedim
haftalar.... sonra bir gece
kadınımla
kapıştık.
kendimi çırılçıplak ve
tamamen aptallaşmış
onu bahçede kovalarken buldum
arkasından taş atıp
deli gibi, ALLAHIN CEZASI
PİS OROSPU! diye bağırıyordum falan..
şimdi yandaki yaşlı çift
benimle çok az konuşuyor,
adam tersçe, kadın hiç.
ama batı tarafındaki genç çift
daha samimi davranmaya başladı....
.....
buko yaa, seviyorum seni.. bu kitabı alırken kitapçı bana "hayret, kadınlar bukowski sevmez hiç" demişti.. ben senin bildiğin kadınlardan değilim diyip kapıyı çarpıp çıkmadım tabi :) severim dedim kibarca.. ne sıkıcı :))
kızdığınız zaman otobüste falan, insanlara ne yaptığını sorun sertçe. çok etkili.. "NAPIYOSUN?" diye epey sert çıkışınca uyanıyorlar bir, düşünüyorlar önce "ne yapıyorum hakkaten" diye.. sonrası karakter meselesi, ya üste çıkar ya susup uzaklaşır..
otobüste önümde dikilen kadının sırtında beyaz ip var minik, almamak için zor tutuyorum.. deli bir istek o ipi almak için.. dikkatimi çoraplara yöneltiyorum, ne feci o desenli parizyenler.. öff.. arkadaşımın tavsiye ettiği durakta iniyorum tekrar otobüse ama yanlış otobüse binip okula uzaktan el sallayarak üç durak öteden dona küfrede yürüyorum.. bu ne soğuk be..o hışımla kantinde iki tost bir çikolata yiyorum..
19 Mart 2010 Cuma
Anadolu'nun Kayıp Şarkıları

evet efenim gitik annemle izledik, çok da beğendik..
nasıl gaza geldim i am from anatolia ulaaaaan where the sun rises ulaaaaan, you'r fucking idiots, we have seventytwo nation ulaaaaan diye bağırıyordum kiii..
eve varıp da annemin eee ne zaman evleniyosun sorusu, cevaben okkalı terslenmem üzerine annemin bana küsmesi üzerine bi kedim bile yok ulan, s.kerim anadoluyu, kaçacam buralardan diye küfrede küfrede kanepe uykusu uyumamla tüm gazım alınmış olup aranıza aynen eskisi gibi mis pak döndüm..
anne kolay, gönlünü alırız ama.. bu bin yıllık beynimize işlenmiş öğretilerden nasıl kurtarırız.. bilemiyorum..
neyse, ne diyorduk, evet, anadolu'nun kayıp şarkıları çok güzel.. izlemeseniz de bilet almanız çok önemli..
5 Mart 2010 Cuma
Eşşeği Saldım Çayıra :))

Eşşeği Saldım Çayıra
Otlaya Karnın Doyura
Gördüğü Düşü Hayıra
Yoranın Da Avradını
Münkür Münafığın Soyu
Yaktı Harap Etti Köyü
Ölüsüne Bir Tas Suyu
Dökenin De Avradını
Derince Kazın Kuyusun
İnim İnim İnilesin
Kefenin Diken İğnesin
Dikenin De Avradını
Kazak Abdal Lütfeyledi
Yaktı Köyü Mahveyledi
Sorarlarsa Kim Söyledi
Soranın Da Avradını
4 Mart 2010 Perşembe
nefesimi kes..ti....
zifte bulanmış o yengeç gibiyim.. bizi saatlerce ağlatan.. bir tek gözlerim görünüyor.. kıskacımla siliyorum gözlerimi, yine göremiyorum.. ellerimden akıyor şimdi, yazdıklarıma bulaşıyor.. öyle karanlık öyle soğuk olmadı hiç bir yer daha evvel..
daha önce de nefes alamadığım olmuştu.. ardında bırakabilmek, pişman olmamak ne güzel .. yine doğru olanı yapacağım biliyorum ve pişman olmayacağım..
insanlar var, bir parça hatırayı efsane zanneden.. hem oyuncaklarını kırıp hem de yıllarca koynunda saklayan.. gidin, bulun onu, geç değil.. üzmeyin artık.. hayat bildiğim kadarıyla tek.. madem bir zamanlar o kadar mutluydunuz, o kadar güzeldi üstelik hala hemfikirsiniz bu konuda.. durmak niye.. değilse, öyle değilse, değiştirmek istemedikleriniz varsa.. bırakıp gidemedikleriniz varsa..o zaman unutun.. yaptığınız seçimle gurur duyun.. şikayet etmeyin artık.. büyüdük.. bizi kim avutsun bu saatten sonra.. yazık... değerini biliyorum artık, sabrediyorum bekliyorum, sahip çıkıyorum, tadını çıkarıyorum..
ne dilediğime dikkat etmeliyim artık.. on dakika düşünür oldum dilek tutarken.. bazı şeyler olmasa daha iyiymiş.. pişmanlık değil bu.. gerçek. sonuç. olan işte..
daha önce de nefes alamadığım olmuştu.. ardında bırakabilmek, pişman olmamak ne güzel .. yine doğru olanı yapacağım biliyorum ve pişman olmayacağım..
insanlar var, bir parça hatırayı efsane zanneden.. hem oyuncaklarını kırıp hem de yıllarca koynunda saklayan.. gidin, bulun onu, geç değil.. üzmeyin artık.. hayat bildiğim kadarıyla tek.. madem bir zamanlar o kadar mutluydunuz, o kadar güzeldi üstelik hala hemfikirsiniz bu konuda.. durmak niye.. değilse, öyle değilse, değiştirmek istemedikleriniz varsa.. bırakıp gidemedikleriniz varsa..o zaman unutun.. yaptığınız seçimle gurur duyun.. şikayet etmeyin artık.. büyüdük.. bizi kim avutsun bu saatten sonra.. yazık... değerini biliyorum artık, sabrediyorum bekliyorum, sahip çıkıyorum, tadını çıkarıyorum..
ne dilediğime dikkat etmeliyim artık.. on dakika düşünür oldum dilek tutarken.. bazı şeyler olmasa daha iyiymiş.. pişmanlık değil bu.. gerçek. sonuç. olan işte..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
